|
|
|
|
|
|
|
Yaşlı Adam ve Çocuklar
|
|
Yaşlı bir adam emekliye ayrılır ve kendine bir lisenin yanında küçük bir ev alır. Emekliliğinin ilk bir kaç haftasını huzur içinde geçirir ama sonra ders yılı başlar.
Okulların açıldığı ilk gün, dersten çıkan öğrenciler yollarının üzerindeki her çöp bidonunu tekmelerler, bağırıp, çağırarak. Bu çekilmez gürültü günler sürer ve yaşlı adam bir önlem almaya karar verir.
Ertesi gün çocuklar gürültüyle evine doğru yaklaşırken, kapısının önüne çıkar, onları durdurur ve, "Çok tatlı çocuklarsınız, çok da eğleniyorsunuz. Bu neşenizi sürdürmenizi istiyorum sizden. Ben de sizlerin yaşındayken aynı şekilde gürültüler çıkarmaktan hoşlanırdım, bana gençliğimi hatırlatıyorsunuz. Eğer her gün buradan geçer ve gürültü yaparsanız size her gün 1 dolar vereceğim" der.
Bu teklif çocukların çok hoşuna gider ve gürültüyü sürdürürler. Birkaç gün sonra yaşlı adam yine çocukların önüne çıkar ve onlara şöyle der, "Çocuklar enflasyon beni de etkilemeye başladı, bundan böyle size sadece 50 sent verebilirim."
Çocuklar pek hoşlanmazlar ama yine devam ederler gürültüye. Aradan bir kaç gün daha geçer ve yaşlı adam yine karşılar onları.
"Bakın" der, "Henüz maaşımı alamadım bu yüzden size günde ancak 25 sent verebilirim, tamam mı?"
"Olanaksız bayim" der içlerinden biri, "Günde 25 sent için bu işi yapacağımızı sanıyorsanız yanılıyorsunuz. Biz işi bırakıyoruz."
|
|
Bir Rekabet Hikayesi
|
İkinci Dünya Savaşı'nın hemen öncesinde Almanya'da bir kasaba
Herzogenerauch'ta iki kardeş ayakkabı yapıp satmak üzere bir atelye açarlar;
Adolph ve Rudolph Dassler.
Savaş sonrası Adolph, Rudolph'a artık birlikte çalışmak istemediğini,
kendine ayrı imalathane açacağını söyler. Rudolph saşkındır. Ufacık
kasabada iki kardeş ayrı imalathanelerde rekabet edeceklerdir. Kardeşine bunun
mantıklı olmayacağını, bu ufak kasabada zaten insanların sayılı ayakkabı
satın aldıklarını, ikisinin birden iflas edeceğini söylese de Adolph bu
uyarıyı dikkate almaz ve kendine yeni bir ayakkabı imalathanesi açar.
Gerçekten de aralarında kıyasıya bir rekabet başlar. Rekabetleri
doğdukları kasaba sınırlarını dahi aşar. Iki kardeş ayrıldıktan sonra birbirlerine küslerdir ve Adolph 1978 yılında öldüğünde tam 29 yıl dargınlardır.
Bugün iki firmanın genel merkezi de bu ufak kasaba Herzogenerauch'tadır.
Adolph Dassler'in ayakkabı şirketinin adı ADIDAS, Rudolph'un ki ise PUMA'dır.
|
|
Bakış Açısı
|
İki şapka üreticisi şirket için işe yeni aldıkları iki pazarlamacı delikanlıyı Afrika'ya göndermişler. Birinci delikanlı kısa süre sonra merkeze şu mesajı göndermiş:
"Burada kimse şapka giymiyor. Satış olasılığı yok."
İkinci delikanlının mesajı şöyleymiş:
"Burada kimsenin şapkası yok. Satış imkanı çok...
|
|
BU AKŞAM HİNDİSTAN'DA
|
Hz. Süleyman'ın sarayına kuşluk vakti saf bir adam telaşla girer. Nöbetçilere, hayati bir mesele için Hz. Süleyman'la görüşeceğini söyler ve hemen huzura alınır. Hz. Süleyman (a.s) benzi sararmış, korkudan titreyen adama sorar:
- Hayrola ne var? Neden böyle korku içindesin? Derdin nedir? Söyle bana...
Adam telaş içinde:
- Bu sabah karşıma Azrail (a.s) çıktı. Bana hışımla baktı ve hemen uzaklaştı. Anladım ki, benim canımı almaya kararlı..
- Peki ne yapmamı istiyorsun?"
Adam yalvarır:
- Ey canlar koruyucusu, mazlumlar sığınağı Süleyman! Sen her şeye muktedirsin. Kurt, kuş, dağ, taş senin emrinde. Rüzgarına emret de beni buradan ta Hindistan'a iletsin. O zaman Azrail (a.s) belki beni bulamaz. Böylece canımı kurtarmış olurum. Medet senden!
Hz. Süleyman, adamın haline acır. Rüzgarı çağırır ve:
- Bu adamı hemen al. Hindistan'a bırak!" emrini verir. Rüzgar bu... Bir eser, bir kükrer. Adamı alır ve bir anda Hindistan'da uzak bir adaya götürür.
Öğleye doğru Hz. Süleyman, divanı toplayarak gelenlerle görüşmeye başlar. Bir de ne görsün, Azrail (a.s.) da topluluğun içine karışmış, divanda oturmaktadır. Hemen yanına çağırır:
- Ey Azrail! Bugün kuşluk vakti o adama neden hışımla baktın? Neden o zavallıyı korkuttun?" der.
Azrail (a.s) cevap verir:
- Ey dünyanın ulu sultanı! Ben, o adama öfkeyle,hışımla bakmadım. Hayretle baktım. O yanlış anladı. Vehme kapıldı. Onu, burada görünce şaşırdım. Çünkü Allah (cc) bana emretmişti ki:
- "Haydi git, bu akşam o adamın canını Hindistan'da al!" Ben de bu adamın yüz kanadı olsa, bu akşam Hindistan'da olamaz. Bu nasıl iştir, diye hayretlere düştüm. İşte ona bakışımın sebebi bu idi.
|
|
KİMSENİN GÖRMEDİĞİ YERDE...
|
Cüneyd-i Bağdâdî hazretlerinin bir talebesi vardı. Bütün iyilik ve fazîletler onda mevcuttu. Sonradan gelmesine rağmen Cüneyd-i Bağdâdî hazretleri onu pek ziyâde seviyor, diğer talebeler bu hâli çekemiyorlardı. Talebelerinin bu hâli Cüneyd-i Bağdâdî'ye mâlûm oldu. Talebelerinin eline birer kuş verdi ve;
"Her biriniz bu kuşları kimsenin görmediği bir yerde boğazlayıp getirsin." buyurdu.
Hepsi de kendilerine verilen kuşları aldılar, varıp ıssız bir mahalde boğazlayıp getirdiler. Yalnız o talebesi boğazlamadan getirdi. Cüneyd-i Bağdâdî;
"Niçin boğazlamadın?" buyurdu.
"Hocam! Siz; "Kuşları kimsenin görmediği bir yerde boğazlayın." demiştiniz. Ben ise ıssız bir yer bulamadım. Her yeri Allahü teâlâ görüyor." deyince,
Cüneyd-i Bağdâdî buyurdu ki:
"Arkadaşınızın firâsetini gördünüz mü?" Bunun üzerine; tövbe edip boyunlarını büküp, Cüneyd-i Bağdâdî hazretlerinden affedilmelerini dilediler.
|
|
1000 yumurtaya 1 tokata sogan tarlasi bozmamak
|
|
Kasabanin birinde yasayan bir aile varmis.3 kisilik bi ailede ailenin tek oglu olan rahmi eve geç gelir ve babasini ve annesini endiselendirir mis.
Babasi bir gün sormus;
-Olum ne yapiyosun gece geç saatlere kadar böyle.
Çocuk;
-Arkadaslarimla, Dostlarimla birlikteyim baba demis.
Baba;
-Olum dost dedigin bir tane olur ve oda her zaman degil ihtiyacin oldugunda seni bulur demis.
Çocuk;
-Olurmu baba benim nerdeyse bütün arkadaslarim dostumdur demis.
Baba;
-hayir olum olurmu ,madem onlarin hepsi senin dostun ozaman bi denem yap onlar için der.
Ve bu konusma üzerine baba ve ogul ahirlarindan bi oglak kesip bi haliya sarar ve ardindan çocuk tüm arkadaslarini gece vakti evlerine gider ve yardim ister birini vurdum öldürdüm diyerek.
Ancak tüm dostum bildigi arkadaslari olayi anlatir anlatmaz kapiyi suratina kapatir.
ve çocuk eve üzgün bir sekilde gelir babasina hakli oldugunu söyler.
Babasi ise ona dostlugun yinede bu demek olmadigini söyler.
Çocuk Sasirir ve nasil der.
Babasi ise yumurtaci ali benim dostumdur der.
git ona adam vurdugunu söyle ve gel der.
çocuk ise yumurtaci alinin yanina gider ve adama haliyi gösterir ve durumu anlatir.
Yumurtaci ali ise çocugu arka tarafa götürür ve bi derin kuyu kazar sonra haliya bakmadan içinde cesed oldugunu sandigi haliyi kuyuya atarlar.
sonra üstünü kapatip sogan filizleri ile kapatilmis yeri doldururlar.
ve sonra çocuga babana selam söyle deyip ugurlar.
Çocuk büyük bi sevinçle babasinin yanina gelir ve evet babacim dostluk bu olsa gerek der.
Babasi ise hayir olum dostluk bu degil der.ertesi günün cuma oldugunu ve alinin pazar yarinde bi yumurta tezgahi oldugunu söyler. Ve ona git o tezgahi devir der.Eger ali amcan bir laf söylemeye kalkarsa birde tokat at der.
Çocuk sasirarak olurmu baba bu kadar iyi bi insana bu yapilirmi diye sorar babasi ise sen dedigimi yap ve dostlugun ne demek oldugunu ögren der.
Ertesi gün çocuk pazara gider ve yumurtaci alinin tezgagina tekme atarak tezgahi devirir. Ona ne yapiyon olum dur diyen aliye de bi tokat atar ve arkasina bakmadan yürümeye baslar.
Ardindan Yumurtaci Ali çocuga seslenir ve söyleder.
"Oglum babana selam söyle biz 1000 yumurtaya 1 tokata SOGAN TARLASI BOZMAYIZ. " der
Ve çocuk anlarki dostluk denilen sey hiç de fazla olacak kadar kolay bi terim degildir.
|
|
Çatlak
Kova
|
Hindistan'da bir sucu, boynuna astığı uzun bir sopanın uçlarına taktığı iki büyük kovayla su taşırmış. Kovalardan biri çatlakmış. Sağlam olan kova her seferinde ırmaktan patronun evine uzanan uzun yolu dolu olarak tamamlarken, çatlak kova içine konan suyun sadece yarısını eve ulaştırabilirmiş. Bu durum iki yıl boyunca her gün devam etmiş. Sucu her seferinde patronunun evine sadece bir buçuk kova su götürebilirmiş. Sağlam kova başarısından gurur duyarken, zavallı çatlak kova görevinin sadece yarısını yerine getiriyor olmaktan dolayı utanç duyuyormuş. İki yılın sonunda bir gün çatlak kova ırmağın kıyısında sucuya seslenmiş:
- Kendimden utanıyorum ve senden özür dilemek istiyorum.
- Neden? diye sormuş sucu. "Niye utanç duyuyorsun?"
Kova cevap vermiş:
- Çünkü iki yıldır çatlağımdan su sızdığı için taşıma görevimin sadece yarısını yerine getirebiliyorum. Benim bu kusurumdan dolayı sen bu kadar çalışmana rağmen, emeklerinin tam karşılığını alamıyorsun.
Sucu şöyle demiş:
- Patronun evine dönerken yolun üstündeki çiçekleri fark etmeni istiyorum.
Gerçekten de tepeyi tırmanırken çatlak kova patikanın bir yanındaki yabani çiçekleri ısıtan güneşi görmüş. Fakat yolun sonunda yine suyun yarısını kaybettiği için kendini kötü hissetmiş ve yine sucudan özür dilemiş. Sucu kovaya sormuş:
- Yolun sadece senin tarafında çiçekler olduğunu ve diğer kovanın tarafında hiç çiçekler olmadığını fark ettin mi? Bunun sebebi benim senin kusurunu bilmem ve ondan yararlanmamdır. Yolun senin tarafına çiçek tohumları ektim ve her gün biz ırmaktan dönerken sen onları suladın. İki yıldır ben bu güzel çiçekleri toplayıp onlarla patronumun sofrasını süsleyebildim. Sen böyle olmasaydın, o evinde bu güzellikleri yaşayamayacaktı.
Hepimizin kendine özgü kusurları vardır. Hepimiz aslında çatlak kovalarız. Allah'ın büyük planında hiçbir şey ziyan edilmez. Kusurlarınızdan korkmayın. Onları sahiplenin. Kusurlarınızda gerçek gücünüzü bulduğunuzu bilirseniz eğer, siz de gerçek güzelliklere sahip olabilirsiniz.
|
|
Hz. Süleyman (a.s) İle Karınca
|
Bir gün Süleyman Peygamber (a.s) bir karıncaya bir yıllık yiyeceğinin miktarını sorar. Karınca da,
"Bir buğday tanesi yerim" diye cevap verir.
Cevabın doğru olup olmadığını kontrol etmek isteyen Süleyman Peygamber (a.s) karıncayı bir şişeye koyar. Yanına da bir buğday tanesi koyarak hava alacak şekilde şişeyi kapatır. Ondan sonra da bir yıl bekler. Müddeti dolunca şişeyi açtığında bir de bakar ki karınca buğday tanesinin yarısını yemiş, yarısını da bırakmıştır. Kendi kendine meraklanır. Acaba neden yemedi?
Bunun üzerine Hz. Süleyman (a.s) karıncaya buğday tanesini tamamen neden yemediğini sorar.
Karınca da, "Daha önce benim yiyeceğimi yüce Allah (c.c) verirdi. Ben de O'na güvenerek bir buğday tanesini tamam olarak yerdim. Çünkü O beni asla unutmaz ve ihmal etmezdi. Fakat bu işi sen üzerine alınca doğrusu nihayet bu aciz bir insandır diye sana pek güvenemedim. Belki beni unutup yiyeceğimi ihmal edebilirsin. O yüzden de bir yıllık yiyeceğimin yarısını yiyerek, diğer yarısını da ertesi yıla bıraktım" diye cevap verdi.
|
|
Hz. Ömer İle Misafiri
|
Halife Ömer misafirlerine her zaman bizzat kendisi hizmet ederdi. Bir gün sahabilerden biri O'nun bu güzel hareketinin sebebini merak etti ve sonra da,
"Ey Ömer, siz mü'minlerinizin hizmetlerini adamlarınıza da gördürtebileceğiniz halde, bizzat kendiniz görmekten zevk duyuyorsunuz. Bunun sebeb ve hikmeti ne ola?" diye sorar.
Hz. Ömer şöyle cevap verir:
Peygamber'i şöyle derken duydum: "Misafirin bulunduğu yerde melekler saygılarından ayakta dikilirler."
İşte ben de melekler ayakta dururken oturup çakılmaktan utanıyorum. Onun için misafire bizzat kendim hizmet ediyorum.
|
|
KÜÇÜK GEYLANİ ve EŞKİYALAR
|
Seyyid Abdülkadir Geylani Hazretleri, İslam âlimlerinin ve evliyanın büyüklerindendir. Annesi ve babası tarafından Peygamberimizin Soyundandır.
Küçükken annesinden izin alıp ilim tahsili için Bağdat’a giderken eşkiyalar kafileyi basıp soydular. İçlerinden biri gelip Geylani’ye sordu:
- Senin bir şeyin var mı?
- Evet, 40 altınım var. Koltuğumun altına dikili.Eşkiya bırakıp gitti.
İkincisi de gelip aynı şekilde sorup aynı cevabı aldı. Bunlar reislerine gidip durumu anlattılar. O da çağırıp sorunca aynı cevabı aldı.Gömleğini söküp altınları görünce sordu:
- Neden altınların yerini söyledin?
-Çünkü anneme hiç yalan söylemeyeceğime dair söz verdim. O söze ihanet edemem.
Eşkıyaların reisi ağlamaya başlayıp: Bu kadar senedir Rabbime verdiğim söze ihanet
ediyorum diyerek tövbe etti. 60 kadar arkadaşı da reislerine:
Yol kesmede reisimizdin, tövbede de bizim reisimiz ol diyerek onlar da tövbe ettiler. Aldıkları diğer malları hep geri verdiler.
|
|
|
|
|