|
Vücudumuz
İnsan vücudunda yaklaşık 100 trilyon hücre vardır. Her
dakika bunlardan 300 milyonu ölür. Eğer sürekli olarak
yenilenmeselerdi, bütün hücreler 330 gün içinde ölecekti.
Su, vücudun %69'unu teşkil eder. Normal bir insanda yaklaşık
47 litre su vardır. Teneffüs, terleme ve boşaltım ile her gün
2.4 litre su kaybedilir. Su, vücuttaki çoğu dokunun %20 ile
%80'ini, beyin dokusunun ise %85'ini oluşturur. Eğer 73
kilogramlık bir insanın vücudundaki suyun tamamı çıkarılacak
olsaydı, geriye sadece 29 kilogramlık bir vücut kalacaktı.
Su dışında vücutta birçok madde daha mevcuttur. Mesela normal
bir vücutta, küçük bir sundurmayı yıkayacak kadar sönmüş
kireç, 7 büyük sabun kalıbı yapacak kadar yağ, orta boy bir
kavanozu dolduracak kadar şeker, 6 tuzluğu dolduracak kadar tuz,
9 bin kurşun kalem yapacak kadar karbon(13kg), 2 bin 2 yüz tane
kibrit yapacak kadar fosfor, 25 milimetrelik bir çivi yapacak
kadar demir, bir kaşık sülfür ve 30 gram diğer metaller
bulunur.
Piramitlerin
sırrı
* Piramitlerin her biri 20 ton olan taşlardan inşa edilmiştir.
Bu taşlar temin etmek için en yakın mesafe yüzlerce kilometre
uzaklıktadır. Bu taşların nasıl getirildiği bilinmemektedir.
* Piramit kimin adına yapıldıysa, onun bulunduğu odaya, yılda
sadece 2 kez güneş girmektedir.(Doğduğu ve tahta çıktığı
günler)
* Mumyalarda radyoaktif madde bulunuyor. Bu yüzden mumyaları ilk
kez bulan 12 bilim adamı kanserden ölmüştür.
* Piramitlerin içerisinde ultra sound, radar, sonar gibi cihazlar
çalışmamaktadır.
* Kirletilmiş suyu, birkaç gün piramit’in içine bırakırsanız
suyu arıtılmış olarak bulursunuz.
* Piramit’in içerisinde süt birkaç gün süreyle taze kalır
ve sonunda bozulmadan yoğurt haline gelir.
* Bitkiler piramit’in içinde daha hızlı büyürler.
* Piramit’in içine bırakılmış su 5 hafta süreyle
bekletildikten sonra yüz losyonu olarak kullanılabilir.
* Çöp bidonu içindeki yemek artıkları hiç koku yapmadan
piramit içinde mumyalaşır.
* Kesik, yanık, sıyrık gibi yaralar büyükçe bir piramit’in
içinde daha çabuk iyileşme eğilimi gösterir.
*Piramitlerin bazı odalarının içinde ne olduğu hakkında bir
bilgi yoktur araştırmacıların çoğu ya içinde kayboldu ya da
aynı yerde birkaç tur attılar. Ancak içlerini göremediler.
*Piramitlerin içi yazın soğuk, kışın sıcak olur.
Türkiye’de
ilk demiryolu ne zaman yapıldı?
Sultan Abdülaziz yenilikçi bir padişahtı. Yapmış olduğu
Avrupa seyahatinde gördüğü demiryollarına çok imrenmiş, İstanbul’a
dönüşünde İstanbul – Edirne demiryolunun yapımı için bir
demiryolu şirketine yetki vermiştir. Ancak yapım sırasında
demiryolunun Topkapı Sarayı’nın bahçesinden geçmesi gündeme
gelince çevresindekiler bu duruma karşı çıkmışlardı. Bu
itirazları tebessümle karşılayan Abdülaziz “tren saraydan
değil isterse üstümden geçsin yeter ki bu demiryolu yapılsın”
diyerek bu konudaki isteğinin ne denli güçlü olduğunu gösterdi.
ABD
meclisindeki padişah kimdir?
ABD Temsilciler Meclisi’nin salonunun duvarlarında dünyaya ün
salmış kanun koyucularından 23 tanesinin mermerden yapılmış
kabartma portresi asılıdır. Bunlardan biri de ünlü heykeltıraş
Joseph Kiselewski tarafından yapılan Kanuni Sultan Süleyman
portresidir.
Ağaç
kesenleri affetmeyen padişah kimdi?
Kanuni Sultan Süleyman’ın büyük bir ağaç sevgisi vardı.
Avrupa’ya yaptığı seferlerden birinde bir yeniçerinin bir
armut ağacının dalını kırdığını görünce yeniçerinin
kendi yayının kirişi ile bu ağaca asılmasını emretmişti.
45
gün süren deprem ne zaman oldu?
İstanbul’un en
korkunç depremlerinden biri 14 Eylül 1509’da yaşandı. Sarsıntılar
45 gün sürüp ortalığı harabeye çevirirken deniz dalgaları
Galata Surları’nı aşarak şehirde bir tufan görüntüsü
yarattı.
Giyotin
nasıl bulundu?
Kafa keserek
mahkumların hayatına son veren “giyotin” adlı ölüm
makinesi bir doktorun insan sevgisi yüzünden icat edilmiştir.
Dr. Guillotin o yıllarda Fransız devriminin getirdiği eşitlik
ilkesine uygun olarak mahkumların ölümünün de eşitlik
ilkesine uygun olarak yerine getirilmesini öngörüyordu. Bu yüzden
projesini çizdiği yüksekten düşen büyük bir bıçaktan
ibaret makine onun ismi ile anılmaya başladı.
Herkül’e
benzeyen padişah kimdi?
4. Murat bedensel olarak olağanüstü güçlü bir adamdı. Çok
iyi silah kullanır, iyi dövüşür, bir ok atışta kalkanı
delerdi. Yanında bulunan silahtar Musa Paşa’yı zaman zaman sağ
eliyle kuşağından yakalayarak havaya kaldırır, bir müddet
dolaştırdıktan sonra tekrar yere indirirdi.
Denizaltıdan
düzenlenen ilk suikast kimeydi?
İttihat ve
Terakki’nin son sadrazamı Talat bey, trenle Ankara’ya
giderken Tuzla’yı geçtikten bir müddet sonra suikasta uğramıştı.
Kıyı boyu giden trene birden bire Tuzla açıklarında suyun üstüne
çıkan bir denizaltından ateş açılmış, Talat Bey’e bir şey
olmamasına rağmen trenin yola devam edecek hali kalmamıştı.
Denizaltının ve suikastın kimler tarafından yapıldığı tüm
araştırmalara rağmen bulunamamıştı.
Logaritmayı
kim buldu?
Logaritmayı ilk kez 1730 – 1790 yılları arası yaşayan bir Türk
bilgini olan Gelenbevi İsmail Efendi bulmuştu. Gelenbevi İsmail
Efendi matematikle uğraşırken sayı değerlerini ondalık bölümlere
göre düzenleyip hesapları son derece kolaylaştıran bir
sistemi kendiliğinden bulmuş, ancak bunu pratik bir uygulama sayıp
fazla önemsemediğinden kimseye bahsetmemişti. Bu, Batı’da
kullanılan “logaritma” idi.
Elmastan
yapılan camii hangisidir?
Süleymaniye Camii’nin sağdaki küçük minaresi Cevahirli
Minare olarak bilinir. Cevahir mücevher anlamına gelir. Bu
muazzam caminin küçük minaresinin yapıtaşları arasında
elmas madeni de vardır. Elmasların kullanılma nedeni İran Şahı’nın,
Kanuni Sultan Süleyman’a bir çekmece dolusu elmas yollayarak
yaptığı jesttir. Elmaslar caminin yapımı sırasında para
biterse kullanılması için gönderilmişti. Ancak Sultan Süleyman
elmasların parasını karşılayacaklarını belirtti ve
minarenin yapımında kullanılmalarını emretti.
Kaşıkçı
Elması nasıl bulundu ?
Osmanlı hazinesinin meşhur “Kaşıkçı Elması” IV. Mehmet
zamanında fakir bir adam tarafından İstanbul Yenikapı’da bir
çömleğin içinde bulundu. Adam Elmas'ı iki tahta kaşık karşılığı
bir kaşıkçıya devretti. Kaşıkçı da Elması çok ucuz bir
bedele kuyumcuya sattı. Hadise anlaşılınca Elmas, Sultan IV.
Mehmet tarafından hazineye alındı.
Osmanlı
ordusunun ilk gemisini kim yaptı
İlk gemi, Van gölünde, 16. yüzyılda, Osmanlı ordusunun Doğu
seferi sırasında bir yeniçeri askeri tarafından yapılmıştı.
Bu sanatkar asker sonralarda adını yaptığı eserlerle
duyuracak olan Mimar Sinan'dı.
Haliç'i
gemi direkleri üzerinden iple geçen kimdi?
18. yüzyılda Üçüncü Ahmet’in oğlu Şehzade Mustafa’nın
sünnet düğününde bir cambaz Haliç’i gemi direkleri üzerinde
gerilen bir ipte geçti.
Yıldırım nasıl düşüyor?
Gökyüzünde yılda 3 milyar şimşek veya yıldırım oluşmaktadır.
Bir değişle yılın herhangi bir zamanında dünyanın üstünde
2 bin yıldırım bulutu vardır ve dünyamıza her saniyede 100 yıldırım
düşmektedir. Güçlü bir fırtına, Hiroşima'ya atılan atom
bombasından 100 kat daha fazla enerji açığa çıkarmaktadır.
Kim bilir? Belki bir gün gelecek yıldırımları da enerji kaynağı
olarak kullanmayı öğreneceğiz.
Bu gök olayı insanlığın ilk tarihlerinden itibaren ilahi bir
işaret olarak görülmüştür. Yıldırım düşmesi insanlar için
tehlikeli olmasın rağmen insan yaşamına faydası da vardır. Yıldırımlar
yeryüzündeki bitkiler için faydalı maddeler olan nitratlar ve
oksijenin de yeryüzüne inmesine neden olurlar.
Her şey güneş ışıkları ile yeryüzünde ısınan havanın yükselmesi
ile başlıyor. Tabii içinde buharlaşan suyu da yukarı taşıyarak.
Bu yükselen hava yaklaşık 2-3 kilometreye ulaşınca havanın
soğuk katmanlarına rast geliyor. Soğuk havalarda nefes verince
nefesimiz nasıl buharlaşıyorsa aynen o şekilde buharlaşıyor
ve gördüğümüz bulutu oluşturuyor. Bu bulutlar daha sonra
hava akımları ile 20 bin metreye kadar tırmanabiliyorlar. Aslı
tam bilinmemesine rağmen bulutların bu yükselişleri sırasında
içlerinde oluşan buz kristallerinin birbirlerine sürtünerek
bir statik elektrik enerjisi açığa çıkardıkları öne sürülüyor.
Bu elektrik enerjisi bulutların üst katmanlarında pozitif (+),
alt katmanlarında ise negatif (-) yüklü olarak birikiyor.
Bulutun içindeki yük havayı iyonize edecek güce ulaştığında
şimşek oluşuyor.
Yağmur bulutlarının alt yüzeylerindeki büyük negatif yük içindeki
elektronları iterek o arayı da pozitif yüklü hale getiriyor ve
bu yük saniyede bin kilometre hızla toprağa iniyor, yani kısa
devre yapıyor. Yıldırımın bu andaki ısısı 30 bin derece
olup güneşin yüzeyindeki ısının 5 katı kadardır.
Yıldırım düşerken çok şaşırtıcı bir şey oluyor. Yerden
de buluta doğru bir boşalma oluyor. Yerden 100 metre yükseklikte
bu iki akım birleşiyor ve iletkenliği çok fazla olan bir
koridor oluşuyor. İşte bundan sonra yıldırımı hiçbir şey
durduramaz, pozitif yük hızla buluta doğru onu nötr hale
getirmek için yükselir. İşte yıldırımın havadan yere mi,
yoksa yeren havaya mı oluştuğunu yaratan soru bu.
Bu koridordan yerden göğe doğru neredeyse ışık hızının
üçte biri hızla yükselen akım yıldırımın göze gelen şiddetli
ışığını da yaratır. Ardından yine yukarıdan yere iner ve
iki taraf arasındaki potansiyel farkı sıfırlanana kadar bu
olay 10-12 kez tekrarlanabilir.
Yıldızların ışıkları
gece niçin kırpışıyor?
Geceleri gökyüzünde gördüğümüz yıldızların birçoğu
bizim güneşimizden de büyüktürler ama o kadar uzaktadırlar
ki, ancak birer nokta olarak gözükürler. Gezegenlerin yıldızlardan
farkları, güneş sistemimiz içinde bizimle beraber güneşin
etrafında dönüyor olmalarıdır. Bu nedenle çok uzak olan yıldızlar
gökyüzünde "sabit" dururken, gezegenler sürekli yer
değiştirirler. Bu gezegenler güneşe yakınlık sırası ile
Merkür, Venüs, dünyamız, Mars, Jüpiter, Satürn, Uranüs,
Neptün ve Plüto'dur.
Güneş sistemimizde bile mesafeler o kadar büyüktür ki, dünyamıza
8 dakikada gelen güneş ışığı, Neptün'e ancak 4 saatte ulaşır.
Zaten güneş sistemimizde bulunmalarına rağmen Neptün ve Plüto
teleskop kullanmadan dünyamızdan görülemezler. Güneş Neptün'e
o kadar uzaktır ki, bu gezegenden bakıldığında görünümü
parlak bir yıldızdan farksızdır. Güneş ışıklarının dünyamıza
gelmek için 8 dakikada aldığı bu yolu, saatte bin kilometre hızla
giden modern bir jet uçağı ancak 17 yıl civarında
gidebilirdi.
Güneş sistemimizin dışındaki mesafeler ise inanılmaz. Örneğin,
Andromeda galaksisinin ışığı dünyaya 2.2 milyon yılda ulaşmaktadır.
Yani biz bu galaksiyi bu kadar yıl evvelki hali ile görüyoruz.
Şimdi ne yapıyorlar acaba?
Aysız berrak bir gecede gökyüzünde gözle görülebilen yıldız
sayısı 7 bindir. Küçük bir teleskopla 25 milyon yıldız görülebilir.
Ama örneğin ABD'deki Mount Palomar gözlem evindeki teleskopla tüm
gökyüzü taranabilse 2 milyar yıldız görülebilir. Halbuki
sadece Samanyolu galaksisinde 100 milyar yıldız olduğu tahmin
edilmektedir.
Yıldızların göz kırpıyormuş gibi ışıklarının kırpışmasını
sebebi, çok uzaktan geliyor olmaları ve atmosferimizdir. Yeryüzünde
nispeten ılınan hava devamlı olarak yükselme meylindedir. Bu
durum gece de devam eder. Yıldızların zayıf ışıkları bu yükselen
hava dalgası içinde kırılırlar. Bazen gözümüze tam olarak
ulaşmazlar, yani kesik kesik gelirler.
Bu evimizdeki sıcak radyatörün veya bir ateşin ya da yazın çok
sıcak yolların üzerindeki yükselen havanın arkasındaki şekillerin
görüntüsünü dalgalandırmasına benzer. Gerçi görülebilir
gezegenlerden gelen ışılar da yükselen hava dalgaları ile kırılır
ama onların ışıkları daha güçlü olduklarından gözümüze
ulaşmada kesinti olmaz ve göz kırpmazlar.
Niçin ayı bazen gündüz
de görüyoruz?
Ay sadece gece görülebilir diye bir şey yok. Gündüzleri de
periyoduna bağlı olarak ay da tepemizde, bütün yıldızlar da.
Ama güneşin atmosferimizde yansıyan ışınları onları görmemize
mani oluyor. Atmosferimiz olmasaydı gökyüzü gündüzleri de
karanlık olacak, güneşle birlikte yıldızları da görebilecektik.
Ay dünyamıza çok yakın olduğundan gökyüzünde görüntü
olarak yıldızlardan çok büyük görünür. Eğer konumuna göre
güneşten iyi ışık alabilirse gündüzleri de gökyüzünde
rahatlıkla görünebilir. Ayın yüzeyi bir asfalt yol yüzeyi
gibi yansıtıcıdır. Koyu renktedir ama tam siyahta değildir.
Biz gökyüzünde aya baktığımızda sadece onun güneşten yansıttığı
ışığı görüyoruz. Güneş kadar ışık saçmıyor ama yine
de gökyüzündeki en parlak yıldızdan bin kat daha fazla ışık
yansıtabiliyor.
Gündüz havanın aydınlığı yıldızların parıltısını yok
eder. Aslında parlak yıldızların olduğu bölgede gökyüzünün
parlaklığı da biraz daha farklıdır ama bu farkı pek algılayamayız.
Ama ayın olduğu bölgede ışık yeterli ise geceki gibi çok
parlak olmasa da onu görebiliriz. Hatta hava şartlarının
olumlu olduğu durumlarda hava aydınlıkken Venüs gezegenini
bile görebiliriz.
Güneşi büyük bir ampul, ayı da büyük bir ayna olarak düşünebiliriz.
Bazı durumlarda ampulün ışığını doğrudan görmesek bile,
aynanın yansıttığı ışığını görebiliriz. Bu, geceleri
olan durumdur. Güneşi göremeyiz, çünkü dünyamız ondan
gelen ışığı bloke etmiştir. Ayı, yani aynadan yansıyan
ışığını görebiliriz. Ampulü de, aynayı da birlikte gördüğümüz
durum ise aynı gündüz görünme durumudur.
Genellikle "ayın karanlık yüzü" diye kullanılan
deyiş şekli yanlıştır. Doğrusunun "ayın arka yüzü"
olması gerekir. Ayın dünyamız etrafındaki dönüş süresi
ile kendi etrafındaki dönüş süresi hemen hemen aynı olduğundan,
biz ayın hep bir yüzünü görürüz ama ay dünya ile güneş
arasındayken bize bakan yüzü karanlık, güneşe bakan arka yüzü
aydınlıktır.
Niçin gök gürlüyor?
Kış aylarında kar yağarken şimşek, yıldırım ve gök gürültüsü
nadiren olur. Yıldırım ve gök gürültüsünü en çok yaz
aylarında, hava ılık ve nemli iken yükselen havanın etkisiyle
olur. Kış aylarında havanın alçak ve yüksek kısımları
arasında ısı farkı az, alçak seviyelerde ise nem de fazla
olduğundan şimşek, yıldırım ve sonucunda gök gürültüsü
olayı daha az görülür.
Şimşek veya yıldırım etraflarındaki havayı saniyenin
milyonda biri kadar bir sürede 30 bin dereceye kadar ısıtırlar.
Isınan bu hava aniden genleşir, genişler. Normal atmosfer basıncının
neredeyse 100 misli bir basınçla, ses hızından çok hızlı
ses dalgaları yayar. Bu aynen ses hızını geçen uçaklarda
olduğu gibi kulağımıza bir nevi patlama sesi olarak ulaşır.
Buna gök gürlemesi diyoruz.
Şimşek de, yıldırım da tek bir olay değil bir seri olayın
birleşimidirler. Yıldırımın ilk çakışından sonraki yukarı
doğru olan dönüş çıkışında, elektrik akımı daha güçlü
olduğundan kulağımıza gelen ikinci ses birincisinden güçlüdür.
Yıldırım veya şimşeğin görülmesi ile gök gürlemesinin
duyulması arasında geçen süre saniye olarak ölçülür ve
üçe bölünürse uzaklık kilometre olarak bulunabilir. Çünkü
gök gürültüsünün sesi bize ses hızı ile ulaşırken, şimşek
ve yıldırımın görüntüsü gözümüze ışık hızıyla ulaşır.
Gök gürlemesi normal şartlarda 24 kilometreden daha fazla
mesafelerden işitilmez.
Niçin kar yağıyor?
Kış aylarında güneş ışınları olmadığı için, bulutların
bulundukları yüksekliklerde hava sıcaklığı çok düşük
olunca, yükselen su buharı, sublime denilen şekilde sıvı hale
geçmeden, bu aşamayı atlayarak doğrudan buz kristali haline dönüşür.
0.1 milimetre çapındaki buz kristalleri birbirlerine yapışarak
kar tanelerini oluştururlar.
Eğer bulut ile yer arasındaki hava sıcaksa bu kar taneleri yere
düşene kadar yağmur tanesi haline dönüşebilirler, ama soğuksa
yere kadar kar tanesi olarak inmeyi başarabilirler. Hafiflikleri
nedeniyle yere o kadar yavaş inerler ki 3 bin metreden inmeleri 2
saat alabilir. Bazen bulutun altındaki sıcaklık öyledir ki,
bir kısmı kar, bir kısmı yağmur damlası halinde düşerler,
biz buna "sulu sepken" diyoruz. Yani yağmur veya kar yağmasını
belirleyen ana unsur, bulut ile yer arasındaki hava sıcaklığıdır.
Genel kanının aksine kar yağması havayı ısıtmaz, aksine ısınan
hava karın yağmasına sebep olur. Çok soğuk havanın içine su
alma kapasitesi daha azdır. İçine alamadığı su ya
"don" şeklinde yeryüzünde kalır ya da "kırağı"
oluşur. Bu şartlarda kar kesinlikle oluşamaz. Hava 3 derece
gibi biraz ısınınca, su buharı yeryüzünden yükselebilir, çok
yüksekliklerdeki soğuk hava tabakalarına ulaşabilir ve kar yağışı
meydana gelebilir. Biz de sanki kar yağdığı için hava ısınmış
gibi algılarız.
Kar tanesinin oluşumu hakikaten bir tabiat mucizesidir. Gerçi
bazı kayak merkezlerinde, kar yağışı yetersiz olduğu
zamanlarda suni kar üretiliyor ama bu görüldüğü kadar kolay
değil. Doğal kar tanelerinin ortasında çekirdek olarak toz parçacılarının
olduğunu biliyoruz. Eğer bunlar olmazsa saf su -40 derecede bile
kristalleşemiyor.
İlk olarak 1975'de Berkeley, California Üniversitesinden Prof.
Steve Lindow "snomax" denilen bir proteini toz parçacıları
yerine kullanarak suni kar üretmeyi başardı. Bu madde sayesinde
daha hafif ve kuru kar tanelerinin üretilmesi sağlandı ve Norveç'te
yapılan 1994 kış olimpiyatlarında çok yaygın olarak kullanıldı.
Kar kristalleri altıgen bir şekil içindedirler. Her bir koldan
3 ve 12'li kollar çıkar. Bu dizilişin sebebinin oksijen atomlarının
diziliş şekli olduğu sanılıyor.
Dolu yağışı daha ziyade ılıman iklimlerde ve bahar aylarında
görülür. Isınan hava ile yükselen su buharı, hava akımları
ile daha da yükselerek 12 bin metre civarında -50 derece hava sıcaklığında
buz kristallerine dönüşür. Buradaki güçlü hava akımları
ile bu buz kristalleri de birleşerek buz tanelerini oluşturur.
Buz taneleri ağırlıkları nedeniyle o kadar hızlı düşerler
ki bulut ile yer arasındaki sıcaklık ne olursa olsun eriyecek
zaman bulamazlar. Çapı 5 milimetreden büyük dolular halinde
yeryüzüne ulaşırlar. Aslında tüm bu şartların oluşması
çok enderdir ve bu nedenle dolu yağışı hem çok az görülür,
hem de çok kısa sürer.
Niçin yağmur yağıyor?
Herhalde siz de haberlerin sonunda hava durumunu merakla
izliyorsunuzdur. Acaba yarın yağmur yağacak mı? Şemsiyemi yanıma
alayım mı? Yağmur günlük yaşantımızın çok önemli bir
parçasıdır. Bazı yerlerde kuraklıktan yağmur duasına çıkılırken,
bazı yerlerde de caddelerde sandallarla dolaşılıp, sel basan
evlerden, eşyaları kurtarmaya uğraşırlar. Peki nasıl oluyor
da başımıza böyle göklerden sular geliyor?
Aslında mekanizma basit. Güneş ışığının etkisi ile yeryüzünden
su buharlaşıyor, yani gaz haline geçiyor. Bu durumda havadan
hafif olduğundan atmosferde yükseliyor. Yükseldikçe hava soğuyor
ve hava basıncı azalıyor. Su buharı soğudukça havadaki toz
parçacıklarına tutunarak su dalası haline dönüşüyor ve
bunların milyonlarcası havada birleşerek gözümüze bulut
olarak görünüyorlar. Bulutları oluşturan bu su damlacıkları
hemen yakınlarındakilerle sürekli birleşiyorlar, büyüdükçe
büyüyorlar, ağırlıkları artıyor, yeterli ağırlığa ulaşınca
yer çekiminin etkisi ile yere düşmeye başlıyorlar. Yeryüzünden
buharlaşıp, bulut oluşturup sonra yağmur olarak yeryüzüne dönen
su buharının havada geçen bu macerası ortalama 8 gün sürüyor.
Ancak bulutun içindeki su damlacıklarının tümü yağmur
olarak yeryüzüne inmiyor. Bir bulutun en fazla yarısı yağmur
olarak yağabilir ve bu da normalde 30 dakika sürer ama bulut
devamlı olarak yeniden oluştuğundan yağmur saatlerce, hatta günlerce
sürebilir. Bu arada rüzgara bağlı olarak bulutlar devamlı
hareket ettiklerinden yağmur çok geniş bir alana yağabilir.
Bugüne kadar dünyamızda tespit edilmiş en yoğun yağış 26
Kasım 1970'de Guadaloupe'de olmuş, sadece bir dakikada 3.81
santimetre yağmur yağmıştır.
Atmosferde, yani başımızın üzerindeki havada 13 milyar ton su
buharı bulunuyor. Bunun hepsinin bir anda yeryüzüne indiğini düşünebiliyor
musunuz? Dünyamızda yağmurun çoğu, yani yüzde 78'i
okyanusların üzerine yağıyor. Bu da çok normal, çünkü
havanın içindeki su miktarının kaynağı hemen hemen aynı
oranda okyanuslardan geliyor.
Yağmur damlalarının yarı-çapları 0.5 milimetreden 6.35
milimetreye kadar değişebiliyor. 5.0 milimetre yarı-çapındaki
bir yağmur damlasının 1800 metre yükseklikteki bir bulutun çıkıp
başınızın üstüne düşmesi için geçen zaman yaklaşık 3
dakikadır. Yani aslında şemsiyenizi açabilmeniz için yeterli
süre vardır.
Suni yağmur yaratabilmek için günümüzde bazı teknolojiler
geliştirildi ki, temeli su damlacıklarının yapışabilmesi için
çekirdek görevi yapabilecek tozları bulutun içine gönderebilmektir.
Bunun için bulut uçak veya helikopterden gümüş iyodür ile
bombalanıyor. Bu işte de en iyi olan İsrailliler. Onlar bu yöntemle
yağmur miktarını yüzde 13 oranında artırabilmişler. Yağmurun
oluşabilmesi için ana etkenlerden biri olan toz parçacıklarının,
yani hava kirliliğinin artması ise tam tersi etki yapıyor, bu
durumda damlacıklar küçülüyor ve yağmur olarak yere düşmeyi
başaramıyorlar.
|